
Portal ve forumdan oluşan geniş içerikli bir dini site.İçeriğin güncel olması da siteyi özgün kılan özelliklerden bir tanesi.
Portaldan son 3 konu:
Hacca hazırlık, Hacı adaylarına tavsiyeler
HACCI ANLAMAK
Öldükten sonra da sevabı devam eden ameller
Forumdan son 5 konu:
Medyatik Hocalarimiz….._?
Okumak _?
Aşıklar Kahvesi
Müzik ………._?
Ben KAPANDIM
Devamını oku »
Allah bize şahdamarımızdan daha yakındır. Bizi her zaman ve her yerde görüp gözetmekte, yaptıklarımızı bilmektedir. Yerde ve göklerde O’na hiç bir şey saklı değildir. Hiç kimsenin göremiyeceği kapalı ve tenha yerlerde yaptıklarımızı görür, söylediklerimizi işitir. Hatta içimizden geçenleri bile bilir. Bir gün yaptıklarımızdan bizi sorguya çekecektir. İyi iş yapanları ödüllendirecek, kötülük işleyenleri ise cezalandıracaktır. o’nun katında, dünyada yaptıklarımızın hesabını verirken hiç bir şeyi gizlememiz mümkün olmayacaktır. Allah’a böyle inanan kimse, elbette O’ndan korkar ve O’na derin bir saygı duyar.
Allah’tan korkmak demek, o’nun emirlerine uyup yasaklarından sakınmak demektir.
Allah korkusu dünya ve ahiret mutluluğunun temelidir. Allah’tan korkan ölçülü hareket der. Her işinde dürüst olmaya ve herkese iyi davranmaya çalışır.Günah işlememeye ve herkesle iyi ilişkiler içinde olmaya çaba harcar. Yalnız insanlara değil, tüm canlılara merhamet eder. Çünkü, yaptığı her işi Allah’ın gördüğünü ve bir gün bunları kendisinden soracağını bilir.
Devamını oku »
Yolcu, seyyah, konuk, davet veya ziyaret sebebiyle birinin evine giden; hane halkından olmayıp geçici bir süre için eve uğrayan kimse. Müsafir, Arapca “sefere” kökünden türetilmiş olup, “mufa’ale” kalıbında ism-i faildir. Kelime anlamı, “yolculuğa çıkan kimse”dir. Türkçeye “misafir” şeklinde geçmiş olup, genellikle komşu, akraba ve arkadaş ziyareti yapanlar için kullanılmaktadır. Bu anlamın Arapça karşılığı “dayf”tır.
İslam’da müsafirliğin bir müddeti ve hukuku vardır. Her müslüman kendisine müsafir olarak gelen kimseyi üç gün ağırlamakla yükümlüdür. Bu müddet içerisinde, müsafirin rahat ettirilmesi için ev sahibi elinden gelen gayreti gösterir. Eğer müsafirlik üç günü geçerse ev sahibinin müsafiri konuk etmesi onun için bir sadaka niteliğindedir. Ayrıca, ev sahibinin sıkılıp onu kapı dışarı edinceye kadar müsafirin kalışını uzatması helâl değildir. Rasûlüllah (s.a.s.) bir hadisi şeriflerinde bu hususu şu şekilde dile getirmektedir:
Devamını oku »
Ali Küçük Adiyat Suresi Tefsir Dersleri
[flash]http://ia331339.us.archive.org/1/items/Tefsir_Dersleri_A/Adiyat_Suresi.mp3[/flash]
indirme (download) linki:
http://ia331339.us.archive.org/1/items/Tefsir_Dersleri_A/Adiyat_Suresi.mp3
Mazlûmun bedduâsından sakınmalıdır. Zulüm ateşi ile karşı karşıya gelen kimsenin içi yanar, bedduâ yapmak zorunda kalır. Duâsı kabûl mahallinde olur. Ebüdderdâ hazretleri buyurdu ki: Mazlûmun bedduâsından,âhından ve yetîmin gözyaşlarından sakının. Çünkü insanlar rahat uykuda iken onlar dert, sıkıntı, üzüntü içindeler.
Sual: Maddeciler maddenin ezeli olduğunu öne sürüyorlar? Bu iddiaya nasıl cevap verebiliriz?
Maddeciler, maddeye o cansız, şuursuz ve iradesiz varlığa uluhiyet isnat etmelerinin saçmalığını, kendi iç âlemlerinde, çok iyi bildiklerinden, oyunlarını bir başka sahada sergilemeyi tercih ettiler. Maddenin ezelî oluğunu iddia etmeye başladılar. Bu, maddeye “İlâh” demenin bir başka şekliydi. Ama bunu bir felsefe olarak ileri sürdüler ve kendini adatmak isteyen gafillerden, oldukça taraftar da buldular.
Evrimciler, insanı anne ve babasının yaptığını iddia etmenin ne kadar saçma olacağını çok iyi bildiklerinden, onun yaratılışını milyonlarca yıl öncesine götürüp, meseleyi bir başka hayvandan evrimleşme şeklinde açıklamaya kalkıştıkları gibi, bunlar da insanı aynı oyunla maziye götürüyor, maddenin ezeliyetiyle meşgûl ederek ona kendi yaratılışını unutturuyorlardı. Maddenin bir yardımcı mahlûk olduğu meydanda iken, onu bir ilâh olarak takdim etmeğe çalışıyorlardı.
Devamını oku »
Şu kainatın ve içindeki varlıkların Sanii olan Cenabı Hak, şu kainatı çok ciddi gayeler için yaratmıştır. Kuran bunu şöyle bildirir:
“Biz göğü, yeri ve bu ikisi arasında olanları oyun olsun diye yaratmadık.”
(Enbiya suresi, 16)
“Göğü, yeri ve bu ikisi arasında olanları boşuna yaratmadık.”
(Sad suresi, 27)
Bütün varlıklar kendilerine mahsus dillerle yüce yaratıcıyı tesbih ve takdis ederler. Kendilerine tevdi edilen görevleri büyük bir zevk ve şevkle yerine getirirler. Mesela güneş bir saniye bile geri kalmadan kendine çizilen yörüngede yoluna devam eder. Irmaklar bir cuş u huruşla denizlere doğru akar. İnsanın emrine verilen hayvanlar tam bir itaatle ona hizmet eder.
Ayrıca, kâinat yaratılmasaydı Allahın sıfatlarının ve isimlerin o sonsuz kemali ve güzelliği bilinmeyecekti. Bu bilgi sadece Allaha mahsus kalacaktı. Cenab-ı Hak isim ve sıfatlarının manevi güzelliklerini tecelli ettirmekle, kendi cemal ve kemalini bu eserlerinde kendisi bizzat müşahede buyurduğu gibi, melekleri, insanları ve cinleri de bu şereften, bu lütuftan hissedar etmek diledi.
Mahlukatı yaratıp yaratmama hususunda Allah, İlahi tercihini yaratma şeklinde yapmış ve bu tercih mahlukat için sonsuz bir rahmet olmuştur. Yoksa, bir ismi Samed (Her şey ona muhtaç, O ise hiçbir şeye muhtaç değil) olan Allahın bu alemi yaratmasının, haşa!, bir ihtiyaçtan geldiği düşünülemez.
Kaynak: Sorularlaislamiyet.com
Ebû Zer-i Gıfârî’nin bildirmiş olduğu hadîs-i şerifte, Resûlullah Efendimiz buyurdular ki: “Yay gibi oluncaya kadar Allahü teâlâya ibâdet etseniz, yay kirişi gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, dizleriniz kuru oluncaya kadar namaz kılsanız, ehl-i beytimden veyâ eshâbımdan birisine buğz etseniz, elbette Allahü teâlâ sizi burnunuz üzerine sürüyerek Cehennem’e dâhil eder.”
Enes bin Mâlik’in rivâyet ettiği hadîs-i şerifte, Resûlullah Efendimiz buyurdular ki: “Her Peygamberin bir nazîri vardır. Benim ümmetimden Ebû Bekir İbrâhîm Halîle (aleyhisselâm) benzer. Ömer, Mûsâ kelîme (aleyhisselâm) benzer. Osmân, Hârûn’a (aleyhisselâm) benzer. Ali bana benzer. Îsâ bin Meryem’e (aleyhisselâm) bakmayı seven, Ebû Zer-i Gıfârî’ye baksın.”
Bera’ bin Azîb’in rivâyet etmiş olduğu hadîs-i şerifte, Resûlullah Efendimiz buyurdular ki: “Arş üzerinde, Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah, Ebû Bekr-i Sıddîk, Ömer-ül Fârûk, Osmân-ı şehîd ve Aliyyül Mürtedâ yazılıdır.”
Devamını oku »
Sual: Kadın, evde kimse yok iken de, kocasının çocuklarının yanında iken de evde şortla dolaşabilir mi?
CEVAP
Kimse yokken ve çocuklarının yanında şortla duramaz. Sadece kocasının yanında şortla durması caiz ise de, kocasının yanında da böyle durması mekruhtur. Ama başı kolları dizden aşağı kısmı açık olarak durması mekruh değildir. Fakat böyle açık durunca durduğu odaya rahmet melekleri girmez. Kitaplarda diyor ki:
Kadınların, evinde yalnız iken, diz ile göbek arasını örtmesi farz, sırtını ve karnını örtmesi vacip, başka yerlerini örtmesi edeptir. (Redd-ül muhtar)
Sual: Yazın başörtülü bayanları görüyorum ayaklarında çorap yok. Ayaklarına çorap giymeden dışarı çıkmak caiz mi? Hanefi mezhebine göre ayaklar açık olarak gezilebilir mi?
CEVAP
Hür olan kadınların ellerinden ve yüzlerinden başka her yerleri, bilekleri, sarkan saçları ve ayaklarının altı, namaz için Hanefi�de avrettir. Ellerin üstü avret değildir diyen kıymetli kitaplar çoktur. Bunlara göre, kadınların bileklerine kadar ellerinin üstü açık kılmaları caiz olur. Fakat, kitapların hepsine uymuş olmak için, kadınların elleri örtecek kadar uzun kollu namazlık veya geniş baş örtüsü ile elleri örtülü olarak kılmaları, daha iyi olur.
Devamını oku »