->
Hicretin Anlamı:
-Bir yerden baska bir yere göç etmek.
-Hz. Peygamber (s.a.s) ve ashabinin Islâm devletini kurmak üzere Mekke’den Medine’ye göç etmeleri.
MÜSLÜMANLARIN MEDİNE’YE HİCRETLERİ
Hicret bir yerden baÅŸka bir yere göç etme demektir. Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke’de Müslümanlar barınamaz hâle gelmiÅŸlerdi. Bu sebeple 2′inci Akabe Bîatında Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanların Medine’ye hicretleri de kararlaÅŸtırılmıştı. Rasûlullah (s.a.s.) “Sizin hicret edeceÄŸiniz yerin iki kara taÅŸlık arasında hurmalık bir yer olduÄŸu bana gösterildi…”(120) diyerek Müslümanların Medine’ye hicretlerine izin verdi. 2′inci Akabe Bîatı, PeygamberliÄŸin 12′nci yılının son ayı olan Zilhicce’de yapılmıştı. 13′üncü yılın ilk ayı Muharrem’de (Temmuz 622) Medine’ye hicret baÅŸladı. Mekke’den Medine’ye ilk hicret eden, Beni Mahzûm’dan Abdülesed oÄŸlu Ebû Seleme(121), en son hicret eden ise Rasûlullah (s.a.s.)’in amcası Abbâs’tır.
Mekke’nin fethine kadar geçen süre içinde, dini uÄŸruna, evini-barkını, malını-mülkünü, âilesini, kabîlesini, akrabasını, bütün varlığını Mekke’de bırakarak Rasûlullah (s.a.s.)’in müsâdesiyle Medine’ye göç eden Mekke’li Müslümanlara “Muhâcirûn” adı verilmiÅŸtir.
Medine’de muhâcirleri misâfir eden, onlara bütün imkânları ile yardımcı olan Medine’li Müslümanlara da “Ensâr” denilmiÅŸtir. Muhâcirûn ve Ensâr, Kur’ân-ı Kerîm’de bir çok vesîlelerle övülmüşlerdir.(122)
Muharrem ve safer aylarında Müslümanlar, âileleri ile birlikte hicret ettiler. Birer, ikiÅŸer, gizlice Mekke’den ayrılıp Medine’ye gittiler. Ensâr tarafından Medine civârındaki “Avâlî” denilen köylere yerleÅŸtirildiler.
Hz. Ömer Mekke’den gizli ayrılmadı. Kılıcını kuÅŸandı, Kâbe’yi tavâf etti. Bütün müşriklere meydan okuyarak:
İşte ben Medine’ye gidiyorum. Analarını aÄŸlatmak, karılarını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler peÅŸime düşsün… dedi. Ömer’in hicreti Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hicretinden 15 gün kadar önce olmuÅŸtu.
Kısa zamanda, Mekke’li Müslümanların hemen hepsi Medine’ye göç etti. Yalnızca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ali’yi Rasûlullah (s.a.s.) Mekke’de alıkoymuÅŸtu.(123) Ebû Bekir hicret için izin istediÄŸinde, Rasûlullah (s.a.s.):
“Acele etme, Allah sana hayırlı bir arkadaÅŸ verecek…” diyerek hicretini geciktirmiÅŸtil(124). Mekke’de müslümanlıkları yüzünden âileleri tarafından hapsedilmiÅŸ olanlar ile köle ve câriyelerden baÅŸka Müslüman kalmamıştı. Rasûlullah (s.a.s.) düşmanları arasında, en büyük tehlike karşısında yapayalnız bulunuyordu.
HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)’İN HİCRETİ
a) Dâru’n-Nedve’nin Korkunç Kararı
Akabe görüşmeleri ile Müslümanlık Medine’de yayılmaÄŸa baÅŸlamış, müşrikler korktuklarına uÄŸramışlardı. Üstelik Mekke’deki Müslümanlar da Medine’ye göç etmiÅŸlerdi. Åžimdi Hz. Muhammed (s.a.s.)’de Medine’ye gider, Müslümanların başına geçerse, Mekke’lilerin Åžam ticâret yolu kapanabilirdi. Mekke müşrikleri Müslümanlara son derece kötü davranmışlar, târihte eÅŸine ender rastlanan iÅŸkence ve hakarette bulunmuÅŸlardı. Bunlar Medine’lilerle birleÅŸip, kuvvetlendikten sonra kendilerinden öç alabilirlerdi. Esâsen Mekke’lilerle Medine’liler arasında, öteden beri geçimsizlik vardı. Çünkü Mekke’liler Adnânîlerden; Medine’liler ise Kâhtânîlerdendi. Durumun ciddiliÄŸini anlayan KureyÅŸ müşrikleri, Mekke’de yapayalnız kalan Peygamber Efendimize ne yapmak gerektiÄŸini kararlaÅŸtırmak üzere Dâru’n-nedve’de toplandılar. Toplantıda Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Ebu’l-Bahterî, Utbe b. Rabîa, Cübeyr b. Mut’im, Nadr b.Hâris, Ümeyye b.Halef, Hakim b.Hızâm…… gibi Mekke ileri gelenlerinin hemen hepsi vardı. Müslümanlık tehlikesinin önlenmesiyle ilgili çeÅŸitli fikirler ileri sürdüler.
İçlerinden Ebûl Bahteri:
- Muhammed (s.a.s.)’i baÄŸlayıp her tarafı kapalı bir yerde ölünceye kadar hapsedelim, dedi. Amr oÄŸlu Hişâm:
- O’nu bir deveye bindirip Mekke’den çıkaralım, uzak yerlere sürelim, dedi. Ebû Cehil ise:
- KureyÅŸ’in bütün kollarından birer temsilci seçelim. Bunlar aynı anda hücûm edip Muhammed (s.a.s.)’i bir hamlede öldürsünler. Kimin vurduÄŸu, kimin darbesiyle öldüğü belli olmasın. Böylece kanı bütün KureyÅŸ kabîlesine dağılsın, Hâşimîler bütün KureyÅŸ kollarına karşı çıkamayacaklarından kan davasına kalkışamazlar. Çâresiz diyete (kan bedeline) râzı olurlar. Bu iÅŸ böylece kapanır… dedi. Ebû Cehil’in teklifi ittifakla kabûl edildi. DiÄŸer teklifler beÄŸenilmedi. Hemen KureyÅŸ kollarında 40 yeminli kiÅŸi seçip toplantıyı bitirdiler.(125)
Müşriklerin Dâru’n-Nedve’deki bu konuÅŸma ve plânları el-Enfâl Sûresi’nin 30′uncu âyetinde şöyle özetlenmektedir.
“Ya Muhammed, hatırla ÅŸu zamanı ki, inkâr edenler (Mekke müşrikleri) seni bir yere kapatmak veya (hepsi birden) öldürmek yahut da (Mekke’den) çıkarmak için sana tuzak hazırlıyorlardı. Onlar sana tuzak kurarken, Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Allah tuzakların en iyisini kurar.”
b) Rasûlullah (s.a.s.)’in Evinin Müşrikler tarafından KuÅŸatılması
Müşriklerin bu korkunç plânını Cebrâil (a.s.) Peygamber Efendimize haber verdi. “Bu gece, her zaman yatmakta olduÄŸun yatağında yatmayacaksın, evini terkedeceksin…” dedi. Böylece Rasûlullah (s.a.s.)’e de hicret için izin verildi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Hz. Ali’yi çağırdı.
“Ben Medine’ye gidiyorum. Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor sansınlar, onlara bir ÅŸey sezdirme. Sabahleyin ÅŸu emânetleri sâhiplerine ver.(126) Ondan sonra sen de hemen gel” dedi.
Ortalık kararınca, KureyÅŸ’in seçme cânileri evin etrâfını sardılar.(127) Sabahleyin evinden çıkarken hep birden saldırıp öldüreceklerdi. Hz. Ali, Rasûlullah (s.a.s.)’in yatağına yattı. Hz. Peygamber (s.a.s.) eline bir avuç kum alıp, evini çeviren müşriklerin üzerine saçtı. Saçılan kum taneleri cânilerden herbirine isâbet etmiÅŸ, hepsi de derin bir uykuya dalmışlardı. Rasûlullah (s.a.s.) “Yâ-Sîn Sûresi”nin başından:
“Biz onların önlerine ve arkalarına birer sed çektik, böylece gözlerini perdeledik. Onlar artık elbette görmezler” anlamındaki 9′uncu âyetine kadar olan kısmı okuyarak, aralarından geçip gitti.(128) Müşrikler Hz. Muhammed (s.a.s.)’in yatağında yattığını sanıyorlardı. Sabahleyin, yatakta yatanın Ali olduÄŸunu görünce, donakaldılar, ne yapacaklarını ÅŸaşırdılar; hiddetlerinden çıldıracak hâle geldiler. Hemen her tarafı aramaÄŸa koyuldular. Mekke’yi alt üst ettiler. Fakat Hz. Peygamber yoktu.
Muhammed (s.a.s.)’i bulana 100 deve verilecek, diye ilân ettiler. Bu haber duyulunca, ne kadar mâceracı, cânî, katil varsa, hepsi etrâfa yayıldı. Mekke’de ve Mekke dışında, harıl harıl Hz. Peygamber (s.a.s.)’i arıyorlardı.
Rasûlullah (s.a.s.), gece evinden ayrıldıktan sonra Kâbe’yi tavâf etti. “Ey Mekke, sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve bana en sevimli yerisin; eÄŸer çıkmak zorunda bırakılmasaydım, senden ayrılmazdım”, dedi.(129) Ertesi gün öğle sıcağında Hz. Ebû Bekir’in evine vardı. Allah’ın emri ile, berâber hicret edeceklerini bildirdi. Hz. Ebû Bekir, sevinç göz yaÅŸları ile, 4 aydır dışarıya bırakmayıp, aÄŸaç yaprakları ile beslemekte olduÄŸu iki cins devesini işâret ederek:
Dilediğini seç, Yâ Rasûlallah, dedi. Rasûlullah (s.a.s.) bedelini ödeyerek devenin birini aldı.
Rasûlullah (s.a.s.) ve Ebû Bekir için hazırlanan yol azığı bir daÄŸarcığa konuldu. Ebû Bekir’in kızı Esmâ, belindeki bez kemeri ikiye ayırıp bir parçası ile bu daÄŸarcığın aÄŸzını baÄŸladığı için Esma’ya “Zâtü’n-nitâkayn” (iki kemerli) ünvânı verild.(130/1)
c) MaÄŸarada Gizlenmesi
Gece olunca, her ikisi evin arka penceresinden çıktılar. Ayakkabılarını çıkarıp, ayaklarının uçlarına basarak ıssız yollardan Mekke’nin güneyine doÄŸru ilerlediler. 1.5 saat (3 mil) mesafede Sevr Dağı’nın tepesindeki maÄŸaraya vardılar. KureyÅŸin araması bitinceye kadar, (perÅŸembeyi cumaya baÄŸlayan geceden pazar gününe kadar) üç gün bu maÄŸarada gizlendiler.
Ebû Bekir’in oÄŸlu Abdullah, geceleri maÄŸaraya gelip Mekke’de olup biteni anlatıyor, ortalık aÄŸarmadan gene Mekke’ye dönüyordu. Kölesi Âmr b. Füheyre de koyunlarını otlatırken akÅŸamları Sevr dağına götürüp onlara süt veriyordu.
Peygamber Efendimizi ve Ebû Bekir’i arayanlar, iz sürerek, nihâyet Sevr’deki maÄŸaranın aÄŸzına kadar geldiler. Ayak sesleri ve konuÅŸmaları içeriden duyuluyordu. Hz. Ebû Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını görmüş ve heyecanla:
-”Yâ Rasûlallah, eÄŸilip baksalar, bizi görecekler, demiÅŸti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
-”Korkma, Allah’ın yardımı bizimledir.(130/2) İki yoldaÅŸ ki, üçüncüsü Allah’tır, hiç endiÅŸe edilir mi?” buyurdu.(131)
Tâkipçiler Sevr dağı’na henüz çıkmadan, bir örümcek maÄŸaranın aÄŸzına aÄŸ örmüş, bir çift beyaz güvercin yuva yapıp yumurtlamıştı. Bu durumda KureyÅŸliler maÄŸaranın içine bakmanın ahmaklık olacağını düşünerek bırakıp gittiler.(132)
KureyÅŸlilerin aramaları üç gün sürdü. Peygamber Efendimiz ile Ebû Bekir Mekke’de iken Abdullah b. Uraykıt adında henüz müslüman olmamış, fakat son derece emîn bir ÅŸahsı kılavuz olarak kiralayıp develeri de ona teslim etmiÅŸlerdi.(133) Kılavuz Abdullah, üç gün sonra, dördüncü günün (Pazar) sabahı develeri maÄŸaraya getirdi. Devenin birine Rasûlullah (s.a.s.) ile Ebû Bekir diÄŸerine ise kılavuz Abdullah ile Ebû Bekir’in kölesi Âmir b. Füheyre bindiler. Sâhili takibederek Medine’ye doÄŸru 24 saat hiç dinlenmeden yol aldılar Deve yürüyüşü ile 13 günlük olan Medine yolunu 8 günde katederek 12 Rabiulevvel/23 Eylül 622 pazartesi günü Kuba’ya ulaÅŸtılar.
Rasûlullah (s.a.s.)ilk vahiy Hîra (Nûr) dağı’ndaki maÄŸarada gelmiÅŸti. Hira’daki maÄŸara ile Sevr’deki maÄŸara arasında geçen müddet, Rasûlullah (s.a.s.) ‘in Peygamberlik hayatının Mekke Devri’ni teÅŸkil etmiÅŸti. Sevr dağı’ndaki maÄŸaradan baÅŸlayan hicret ise, Mekke Devri’nin sonu, Medine Devri’nin başı olmaktaydı.
d) Rasûlullah (s.a.s.)’i Tâkibedenler
Hicret yolculuğunda Peygamber Efendimiz iki önemli takiple karşılaştı.
MüdliçoÄŸullarından Sürâka, KureyÅŸ’in ilân ettiÄŸi mükâfâtı ele geçirmek hevesiyle, kendi bölgelerinden geçmiÅŸ olan hicret kafilesini tâkibe koyuldu. Atını dört nala sürerek Rasûlullah (s.a.s.) ve arkadaÅŸlarına yaklaÅŸtığı sırada, atı sürçüp kapaklandı. Kendisi de yere yuvarlandı. Yeniden atına binip koÅŸturdu. Tam yaklaÅŸtığı sırada, atının ön ayakları kuma saplandığı için, yine düştü. Atını zorlukla kurtardı. Sürâka’nın morali iyice bozulmuÅŸtu. Rasûlullah (s.a.s.)’den özür diledi. Yazılı bir emânnâme alarak geri döndü; diÄŸer tâkipçileri de “ben aradım, boÅŸuna yorulmayın, bu tarafta yok…” diyerek geri çevirdi.(134)
EslemoÄŸullarından Büreyde de, KureyÅŸin ilân ettiÄŸi mükâfâtı alabilmek için Rasûlullah’ı tâkibe baÅŸlamıştı. Fakat ilk görüşte, yanındakilerle beraber Müslüman oldu. Daha sonra başındaki beyaz sarığı çözerek mızrağının ucuna baÄŸladı. “Sizin gibi ÅŸanlı bir kafile bayraksız gitmez. İzin verirseniz ilk alemdârınız olayım” diyerek ta Kuba Köyü’ne kadar Rasûlullah (s.a.s.)’e bayraktarlık yaptı.
Daha sonra, Åžam’dan Mekke’ye dönmekte olan bir ticâret kafilesine rastladılar. Kafilede bulunan, ilk 8 Müslümandan Avvâm oÄŸlu Zübeyr, Rasûlullah (s.a.s.) ve Ebû Bekir’e beyaz elbiseler giydirdi.(135) Ve Medine’lilerin kendilerini sabırsızlıkla beklediklerini haber verdi.
Rasûlullah (s.a.s.)’ın yola çıktığı Medine’de duyulmuÅŸtu. Bu yüzden Medineliler, Rasûlullah (s.a.s.)’i karşılamak üzere her sabah ÅŸehir dışına çıkıp bekliyorlardı. 12 Rabiulevvel /23 Eylül 622 Pazartesi günü yine öğleye kadar beklemiÅŸler, sıcak bastırınca ümitlerini kesip dönmüşlerdi. Bu esnâda bir iÅŸ için evinin yüksek kulesinden etrafı seyreden bir Yahûdî, beyazlar giyinmiÅŸ bir kafilenin uzaktan gelmekte olduÄŸunu gördü ve yüksek sesle:
İşte günlerdir yolunu beklediğiniz devletli geliyor, diye haykırdı.
3- MEDİNE’YE VARIÅž
a) Hz. Peygamber (s.a.s.) Kuba’da
Medineliler derhal silahlanarak, bir bayram sevinci içinde yollara döküldüler. Rasûlullah (s.a.s.)’i Medine’ye bir saat uzaklıkta Kuba Köyünde karşıladılar. Rasûlullah (s.a.s.) burada Amr b. Avf OÄŸulları’nda 14 gece misâfir kaldı.(136) Bu esnâda Kur’ân-ı Kerîm’de “takvâ üzere yapıldığı” bildirilen Kuba Mescidi’ni binâ etti ve burada namaz kıldı.(137)
Rasûlullah (s.a.s.)’den 3 gün sonra tek başına yola çıkmış olan Hz. Ali de, gündüzleri gizlenip, geceleri yürüyerek, Kuba’da iken kafileye yetiÅŸti.
b) İlk Cuma Namazı ve İlk Hutbe
14 gün sonra, bir cuma günü Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz devesine bindi. KarşılamaÄŸa gelenlerle muhteÅŸem bir alay içinde Medine’ye hareket etti. Yolda “Sâlim b. Avf oÄŸulları”na âit “Rânûnâ Vâdisi”nde öğle vakti oldu. Rasûlullah (s.a.s.) burada arka arkaya iki hutbe okuyarak ilk Cuma Namazını kıldırdı.
İlk hutbede Allah’a hamd ve senâ ettikten sonra:
Ey nâs, ölmeden önce Allah’a tevbe ediniz, fırsat elde iken iyi iÅŸlere koÅŸunuz. Allah’ı çok anmak, gizli ve âşikâr çok sadaka vermek sûretiyle O’nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz. Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görürsünüz, kaçırdıklarınızı tekrâr elde edersiniz.
Biliniz ki, Cenab-ı Hakk, içinde bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum yerde Cuma namazını kıyâmete kadar, üzerinize farz kıldı. Hayâtımda veya benden sonra, -âdil veya zâlim- bir imamı olduğu halde, önemsiz gördüğü veya inkâr ettiği için kim bu namazı terkederse, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve hiç bir işine hayır vermesin. Biliniz ki, böylesinin, tevbe etmedikçe, ne namazı, ne zekâtı, ne haccı, ne orucu, ne de herhangi bir iyiliği Allah katında bir değer taşır. Ancak, kim tevbe ederse Allah tevbesini kabûl eder.(138)
Ey Nâs, kendinize âhiret için azık hazırlayıp önceden gönderin. Hepiniz ölecek ve sürünüzü çobansız bırakacaksınız. Sonra Rabbınız, -arada tercümân veya perdedâr olmaksızın- bizzat:
- Sana benim peygamberim gelip haber vermedi mi? Ben sana mal vermiÅŸ, ihsânda bulunmuÅŸtum. Sen bunlardan âhiretin için ne gönderdin? diye soracaktır. O kimse sağına, soluna bakacak, hiç bir ÅŸey göremeyecek. Sonra önüne bakacak, orada Cehennem’i görecek. Öyleyse yarım hurma ile de olsa, kendini ateÅŸten korumaÄŸa gücü yeten, bunu yapsın. Buna gücü yetmeyen, bâri güzel sözle kendini kurtarsın. Çünkü bir iyiliÄŸe 10′dan 700 katına kadar sevap verilir. Allah’ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun.(139)
Rasûlullah (s.a.s.) birinci hutbeyi böylece bitirdikten sonra ikinci hutbede de şunları söylemiştir.
Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamdeder. O’ndan yardım dileriz. Nefislerimizin ÅŸerlerinden ve kötü iÅŸlerimizden Allah’a sığınırız. Allah’ın hidâyet verdiÄŸini kimse saptıramaz. O’nun saptırdığını da kimse doÄŸru yola koyamaz.
Allah’tan baÅŸka ilâh olmadığına ÅŸehâdet ederim. O birdir, eÅŸi , ortağı ve benzeri yoktur.
Sözlerin en güzeli, Allah Kitabı (Kur’ân-ı Kerîm) dir. Allah’ın kalbini Kur’ân ile süslediÄŸi, küfürden sonra İslâm’a soktuÄŸu, Kur’ân’ı diÄŸer sözlere tercîh eden kimse felâh bulup kurtulmuÅŸtur.
Allah’ın sevdiÄŸini seviniz. Allah’ı bütün kalbinizle (can ve gönülden) seviniz. Allah Kelâmı Kur’an’dan ve zikrinden usanmayınız.
Allah’ın Kelâmına karşı kalbiniz katılaÅŸmasın.
Yalnız Allah’a kulluk edip ibâdetinizde O’na hiç bir ÅŸeyi ortak yapmayınız. O’ndan hakkıyla sakınınız. Yaptığınız iyi ÅŸeyleri dilinizle doÄŸrulayınız. Aranızda Allah’ın rahmet ve merhametiyle seviÅŸiniz. Allah’ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun.(140)
c) Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Medine’de Karşılanışı
Cuma namazından sonra Rasûlullah (s.a.s.) Medine’ye hareket etti.(141) Medine, târihinin en önemli gününü yaşıyordu. Halk bayram sevinci içinde, Kuba’dan itibâren yolu iki taraflı doldurmuÅŸtu. Kadınlar ÅŸiirler söylüyor, çocuklar “Rasûlullah geldi, Rasûlullah geldi” diye baÄŸrışıyor, küçük kızlar def çalarak ÅŸenlik yapıyorlardı. Medine halkı, Rasûlullah (s.a.s.)’in geliÅŸinden duyduÄŸu sevinci, hiç bir ÅŸeyden duymamıştı.
Herkes Peygamber Efendimizi kendi evinde misâfir etmek istiyor, “Ey Allah’ın Rasûlü, bize buyurunuz… “diyerek deveyi durdurmak istiyorlardı. Rasûlullah (s.a.s.) ise, kimseyi gücendirmemek için devesini serbest bırakmıştı.
- “Siz deveyi kendi hâline bırakınız. O memurdur, emrolunduÄŸu yere gider,” diyerek dâvet edenlerden izin istiyordu. Nihâyet deve, hâlen “Mescidü’n-Nebi”nin bulunduÄŸu boÅŸ arsada çöktü, Rasûlullah (s.a.s.) inmedi. Deve kalkarak bir kaç adım gittikten sonra geri dönüp ilk çöktüğü yere yeniden çöktü, bir daha kalkmadı. Rasûlullah (s.a.s.) üzerinden inerek:
- “Akrabamızdan en yakın kimin evi?” diyerek etrâfındakilere sordu. Zeyd oÄŸlu Hâlid.(142)
- İşte evim, iÅŸte kapısı, buyurunuz Yâ Rasûlallâh… diyerek Rasûlullah (s.a.s.)’i dâvet etti. Peygamber Efendimiz böylece Hz. Hâlid’in misâfiri oldu. Bu misâfirlik “Mescidü’n-Nebî”nin inşâatı tamamlanıncaya kadar 7 ay devam etti.(143)
4- HİCRETİN İSLÂM TARİHİNDEKİ ÖNEMİ
Hicret, Müslümanları müşriklerin zulüm ve baskılarından kurtarmış, İslâm’a yayılma imkânı saÄŸlamış, böylece İslâm inkılâbının baÅŸlangıcı olmuÅŸtur. Bu itibârla olaydan 17 yıl sonra, Hz. Ömer’in hilâfeti esnâsında Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hicret ettiÄŸi yılın 1 Muharrem’i olan 16 Temmuz 622 tarihi, Hicrî-Kamerî Takvim için “takvim başı” olarak kabûl edilmiÅŸtir.
Rasûlullah (s.a.s.)’in hicreti PeygamberliÄŸin 13′üncü yılında, 12 Rebiulevvel / 23 Eylül 622′de olmuÅŸtur. Bu tarih aynı zamanda Peygamber Efendimizin 53′üncü doÄŸum yıldönümüdür.
Hicretle, 23 yıl süren Peygamberlik devrinin 13 yıllık Mekke Devri sona ermiş, 10 yıllık Medine devri başlamıştır.
etiketler : alfabesi, bilgiler, blgler, dini, dinibilgiler, hicret, Hz Muhammed ve Sünnetleri, kssalar, kuran, mekkeden medineye hicret, Namaz, nedir, tesbih, vakti
One comment
Yorum Yapın