Sual: Maddeciler maddenin ezeli olduğunu öne sürüyorlar? Bu iddiaya nasıl cevap verebiliriz?
Maddeciler, maddeye o cansız, şuursuz ve iradesiz varlığa uluhiyet isnat etmelerinin saçmalığını, kendi iç âlemlerinde, çok iyi bildiklerinden, oyunlarını bir başka sahada sergilemeyi tercih ettiler. Maddenin ezelî oluğunu iddia etmeye başladılar. Bu, maddeye “İlâh” demenin bir başka şekliydi. Ama bunu bir felsefe olarak ileri sürdüler ve kendini adatmak isteyen gafillerden, oldukça taraftar da buldular.
Evrimciler, insanı anne ve babasının yaptığını iddia etmenin ne kadar saçma olacağını çok iyi bildiklerinden, onun yaratılışını milyonlarca yıl öncesine götürüp, meseleyi bir başka hayvandan evrimleşme şeklinde açıklamaya kalkıştıkları gibi, bunlar da insanı aynı oyunla maziye götürüyor, maddenin ezeliyetiyle meşgûl ederek ona kendi yaratılışını unutturuyorlardı. Maddenin bir yardımcı mahlûk olduğu meydanda iken, onu bir ilâh olarak takdim etmeğe çalışıyorlardı.
Devamını oku »
Şu kainatın ve içindeki varlıkların Sanii olan Cenabı Hak, şu kainatı çok ciddi gayeler için yaratmıştır. Kuran bunu şöyle bildirir:
“Biz göğü, yeri ve bu ikisi arasında olanları oyun olsun diye yaratmadık.”
(Enbiya suresi, 16)
“Göğü, yeri ve bu ikisi arasında olanları boşuna yaratmadık.”
(Sad suresi, 27)
Bütün varlıklar kendilerine mahsus dillerle yüce yaratıcıyı tesbih ve takdis ederler. Kendilerine tevdi edilen görevleri büyük bir zevk ve şevkle yerine getirirler. Mesela güneş bir saniye bile geri kalmadan kendine çizilen yörüngede yoluna devam eder. Irmaklar bir cuş u huruşla denizlere doğru akar. İnsanın emrine verilen hayvanlar tam bir itaatle ona hizmet eder.
Ayrıca, kâinat yaratılmasaydı Allahın sıfatlarının ve isimlerin o sonsuz kemali ve güzelliği bilinmeyecekti. Bu bilgi sadece Allaha mahsus kalacaktı. Cenab-ı Hak isim ve sıfatlarının manevi güzelliklerini tecelli ettirmekle, kendi cemal ve kemalini bu eserlerinde kendisi bizzat müşahede buyurduğu gibi, melekleri, insanları ve cinleri de bu şereften, bu lütuftan hissedar etmek diledi.
Mahlukatı yaratıp yaratmama hususunda Allah, İlahi tercihini yaratma şeklinde yapmış ve bu tercih mahlukat için sonsuz bir rahmet olmuştur. Yoksa, bir ismi Samed (Her şey ona muhtaç, O ise hiçbir şeye muhtaç değil) olan Allahın bu alemi yaratmasının, haşa!, bir ihtiyaçtan geldiği düşünülemez.
Kaynak: Sorularlaislamiyet.com
Ebû Zer-i Gıfârî’nin bildirmiş olduğu hadîs-i şerifte, Resûlullah Efendimiz buyurdular ki: “Yay gibi oluncaya kadar Allahü teâlâya ibâdet etseniz, yay kirişi gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, dizleriniz kuru oluncaya kadar namaz kılsanız, ehl-i beytimden veyâ eshâbımdan birisine buğz etseniz, elbette Allahü teâlâ sizi burnunuz üzerine sürüyerek Cehennem’e dâhil eder.”
Enes bin Mâlik’in rivâyet ettiği hadîs-i şerifte, Resûlullah Efendimiz buyurdular ki: “Her Peygamberin bir nazîri vardır. Benim ümmetimden Ebû Bekir İbrâhîm Halîle (aleyhisselâm) benzer. Ömer, Mûsâ kelîme (aleyhisselâm) benzer. Osmân, Hârûn’a (aleyhisselâm) benzer. Ali bana benzer. Îsâ bin Meryem’e (aleyhisselâm) bakmayı seven, Ebû Zer-i Gıfârî’ye baksın.”
Bera’ bin Azîb’in rivâyet etmiş olduğu hadîs-i şerifte, Resûlullah Efendimiz buyurdular ki: “Arş üzerinde, Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah, Ebû Bekr-i Sıddîk, Ömer-ül Fârûk, Osmân-ı şehîd ve Aliyyül Mürtedâ yazılıdır.”
Devamını oku »
Sual: Yazın başörtülü bayanları görüyorum ayaklarında çorap yok. Ayaklarına çorap giymeden dışarı çıkmak caiz mi? Hanefi mezhebine göre ayaklar açık olarak gezilebilir mi?
CEVAP
Hür olan kadınların ellerinden ve yüzlerinden başka her yerleri, bilekleri, sarkan saçları ve ayaklarının altı, namaz için Hanefi�de avrettir. Ellerin üstü avret değildir diyen kıymetli kitaplar çoktur. Bunlara göre, kadınların bileklerine kadar ellerinin üstü açık kılmaları caiz olur. Fakat, kitapların hepsine uymuş olmak için, kadınların elleri örtecek kadar uzun kollu namazlık veya geniş baş örtüsü ile elleri örtülü olarak kılmaları, daha iyi olur.
Devamını oku »
Câbir radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Kim ezanı işittiği zaman şu duayı okursa, kıyamet gününde o kimseye şefâatim vâcip olur.” (Buhârî, Ezân 8, Tefsîru sûre(17), 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 37; Tirmizî, Mevâkît 43; Nesâî, Ezân 38; İbni Mâce, Ezân 4)
“Allahumme rabbe hâzihî’d-da’veti’t-tâmmeh ve’s-salâti’l kâimeh, âti Muhammeden’il vesîlete ve’l-fadîlete ve’d-derecete’r-rafiah ve’b'ashu mekamen Mahmûden ellezi veadteh. İnneke la tuhliful mîâd.
Bu duânın meâli şöyledir:
Devamını oku »
* Are you a Muslim?
* Thanks be to Allah (Alhamdulillah), I am a Muslim
* What does it mean to be a Muslim?
* Knowing that there is only one Allah, and accepting the Holy Qur’an and Prophet Muhammed (s.a.s.)
* Since when have you Muslim?
* I have been a Muslim since the time of the world (Balaa)
Devamını oku »
Bugüne kadar yazılmış, bütün tefsirleri bir araya getiren şaheser. Kur ân-ı Kerîm i anlamak istiyorsanız; Kur ân ın Kur ân la tefsîrini öğrenmek istiyorsanız, Kur ân ın Hadislerle Tefsîrini öğrenmek istiyorsanız, Ashâb-ı Kirâm ın Kur ân ı nasıl tefsîr ettiğini bilmek istiyorsanız, Kur ân ın Tâbiîn ve Tebai Tâbiîn tarafından yapılan tefsîrini bilmek istiyorsanız, Dört mezheb imamları; İmam Âzam, İmam Şafiî, İmam Malik, İmam Ahmed İbn Hanbel in Kur ân tefsîrlerini bilmek istiyorsanız, “Rivayet Tefsîri” okumak istiyorsanız, “Dirayet Tefsîri” okumak istiyorsanız, Taberî Tefsîri ni, Ebu l-Leys Semerkandî nin tefsîrini, İmam Süyûtî nin tefsîrini, İbn Kesîr Tefsîri ni, Zemahşerî nin Keşşâf ını, Kurtubî nin tefsîrini, Fahreddîn Râzî nin Tefsîr-i Kebîr ini, Muhyiddîn Ârabî nin tefsîrini, Kadı Beydâvî nin tefsîrini, Nesefî nin Medârik ini, Hâzin Tefsîri ni, İsmâîl Hakkı Bursevî nin tefsîrini, Âlûsî nin tefsîrini, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır ın tefsîrini, Tantâvî Cevherî nin tefsîrini, Ömer Nasuhî Bilmen in tefsîrini, Seyyid Kutub un Fi Zilâli l-Kur ân ını, Mevdûdî nin Tefhîmu l-Kur ân ını okumak istiyorsanız, Ayrıca 200 e yakın tefsîr âlimini tanımak istiyorsanız, Yüzlerce cildi okumaya vaktiniz yoksa, maddi imkanımız kafi gelmiyorsa, aynı şeyleri tekrar tekrar okumak istemiyorsanız, Hadislerle KUR ÂN-I KERÎM TEFSÎRİ; İbn Kesîr i okumalısınız.S
Devamını oku »
Bir gece vakti bir padişahın kızı bir alimin evinin kapasına gelir ve kapıyı tıklar alim şaşır fakat kızı içeri alır mecburen (o zaman alimlerin bulundukları yer bir odadan daha küçüktür) kız bir köşede oturur, işte sınav başlar alim nefsiyle savaşmaya başlar şeytan vesvese verir.Şeytan her vesvese verdiğinde alim elini yana mumun üzerine götürür.Ve kendi kendine 1 sn dayanamadağım ateşe nasıl bakayım kıza, öbür dünyada belki 10 katı yanarım.Ve sabah kız saraya gider padişah alim çağırır teşk.eder alimin kolu sarılıdır padişah sorar kolun neden sarılıdır.Alim de anlatır.Meğer kolu sarılı olmasının sebebi sabaha kadar şeytan vesvese vermiş oda şeytan ne zaman vesvese verdiğinde elini muma götürmüş.padişahda kızını alimme vermiştir.
İşte arkadaşlar insan ateşe dayanacağı kadar günah işlemeli.İnsab 1 sn ateşe dayanamıyor nasıl o kadar günah işliyor bilinmez ama ne yazıkı bize günah işlediğimizde bile farkına varamıyoruz.
İnsan 1 dk zevk içim acaba kaç yıl ateş de yanacak…
Sual: Dua ile kader değişir mi?
Bir şey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kaza demektir. O kararın ibtaliyle hükmü kazadan afvetmek, atâ demektir. Evet yumuşak bir otun damarları katı taşı deldiği gibi, atâ da kaza kanununun kat’iyyetini deler. Kaza da ok gibi kader kararlarını deler. Demek atânın kazaya nisbeti, kazanın kadere nisbeti gibidir. Atâ, kaza kanununun şümulünden ihraçtır. Kaza da kader kanununun külliyetinden ihracıdır. Bu hakikate vâkıf olan ârif: “Ya İlahî! Hasenatım senin atâ’ndandır. Seyyiatım da senin kaza’ndandır. Eğer atâ’n olmasa idi, helâk olurdum” der. (Mesnevi-i Nuriye, 206)
Yani, Ata, bir şey hakkında verilen kararın iptali ve hükmün kaza edilmekten afvedilmesi, şeklinde tarif edilmektedir. Ata denilince, o Rahîm-i Kerim’in ve Gafûru’r-Rahîm’in af ve ihsanı anlaşılır.
Devamını oku »
1- Kazâya muvafık olmak, yani sünnetullaha uygun bulunmak,
2- O kimse hakkında duânın kabûlü hayırlı olmak,
3- İstenilen şey muhal olmamak.
Duânın kabûlü için âdâbına ve şartlarına riâyet etmek lâzımdır. Bu şartların cümlesi mevcud olduğu bir durumda kabul olunma ciheti gâlib ise de kabul olunması yine meşiyyet-i ilâhiyyeye bağlıdır. Binâenaleyh Allah, dilerse kabûl eder, dilemezse etmez. Fakat kul, âdâbına riâyet ederek duâyı bırakmamalıdır.
Duânın kabûlünün âni olmasına kullar umûmiyyetle tahammül edemiyecekleri için istenilen şeyin bir müddet sonra verilmesi me’mûl olduğu gibi duâsı mikdarı o kimsenin üzerinden bir şerrin define sebeb olmak veyahud bilmediği bir cihetten duâsının eseri hâsıl olmak ihtimâline binâen duâya kabûl olunmadı nazariyle bakılmamalı ve “duâm kabûl olunmuyor” denilmemelidir.
Devamını oku »