HENDEK SAVAŞI
Hz. Peygamber (s.a.s)’in müsriklerle yaptigi büyük ve en önemli savaslarindan birisi. Uhud savasindan iki yil sonra, Hicret’in besinci yilinin sevval ayinda (23 subat 627) Medine’nin kuzeyinde cereyan etmistir. Devamını oku »
Hz. Peygamber (s.a.s)’in müsriklerle yaptigi büyük ve en önemli savaslarindan birisi. Uhud savasindan iki yil sonra, Hicret’in besinci yilinin sevval ayinda (23 subat 627) Medine’nin kuzeyinde cereyan etmistir. Devamını oku »
Hicret’in üçüncü yilinda Uhud dagi civarinda müsriklerle yapilan savas.
İslâm düşmanı papaların Kudüs’ü müslümanları hakimiyetinden kurtarmak ve müslümanları Anadolu ve Avrupa’dan atmak gayesiyle başlattıkları seferlere verilen âd.
İslâmiyetin hristiyanlığın aksine büyük bir süratle yayılması, müslümanların Suriye, Filistin ve Anadolu’ya hakim olarak İznik’in başkent olduğu yeni bir devleti kurmaları, hristiyan aleminin dini lideri papayı ve hristiyanlığın hâmîsi olarak kabul edilen Bizans imparatorunu ciddi bir şekilde endişelendiriyordu. Bu yüzden hem İslâmiyetin yayılışını durdurmak hem de sosyal ve ekonomik sıkıntı içinde olan Avrupa’yı bu durumdan kurtarmak için Batı Avrupa’da Vatikan kilisesinin önderliğinde yoğun bir faaliyet başlatıldı. Papa II. Urbanus Hz. İsa’nın doğum yeri olan Kudüs’ün ve kutsal saydıkları makamların müslümanlar tarafından kirletildiğini, Kudüs’e giden hristiyan hacı adaylarına zulüm ve işkence yapıldığını öne sürerek böyle mukaddes bir beldenin müslümanların baskısından kurtarılması için bütün hristiyanların canla başla seferber olmaları gerektiğini söyleyerek halkı sefere katılmaları için tahrik ediyordu. Halbuki uzun süredir bu kutsal topraklar hristiyan hacı adayları tarafından ziyaret ediliyor, bu konuda onlara engel olunmak şöyle dursun yardım bile ediliyordu. Filistin’de kendilerine ayrılmış hastaneleri, kilise ve manastırları hatta kütüphaneleri bile vardı. Öte yandan Batı Avrupa’da halkın içine düşmüş olduğu ekonomik kriz ve sıkıntıdan da ancak doğunun baharat yollarının ele geçirilmesiyle kurtulabileceği söylenerek halk bu sefere katılmaya teşvik ediliyordu. Bütün bu gayelerin gerçekleşmesi de ancak hristiyan aleminin yek vücut halinde hareket etmesiyle mümkün olabilirdi.
Devamını oku »
AYI YOGI, PARK BEKÇİSİ SMİTH ve BOO BOO’nun sıradışı felsefi sohbetleri

Yogi:-Şerif seninle bugün ciddi şeyler konuşalım. Sen okumuş adamsın, Biz çizgiden oluşmuş, suluboyayla boyanmış iki boyutlu(En-Boy) TV ekranıyla sınırlı bir evrende yaşayan varlıklarız. Acaba bizi tasarlayan bir animatör, boyayan bir ressam var mıdır? Ve içinde oynadığımız bu ekran ve TV kendi kendine mi var olmuştur, bu televizyonun bir sahibi var mıdır? Varsa bizden ne yapmamızı istiyor? Ve televizyon günlerdir açık ama bir gün kapatacak mı?
Bekçi:-Hayır canım, rahat ol, bu televizyon annen zamanında da açıktı. Büyük bir olasılıkla yıllardır da böyle… Bize gelince…Ekrandaki renk kırpışmalarının binyıllar süren evrimi sonucu bizler oluştuk. Yani bizleri bir tasarlayan yok. Bizi seyredenler olduğunu da düşünme. Bizim boyutumuz (En-Boy) dışında üç boyutlu canlılar(insanlar) olduğu, onların bizi çizdiği tasarladığı bilimsel değil. Çünkü onları göremiyoruz.Bilimsel kanıtlarımız yok. Hiç şüphesiz kendi kendimize var olduk.
Boo:-Ama annem bizi seyreden çocuklar olduğunu, bizim onları mutlu etmek gibi bir görevimiz olduğunu söylüyordu. Bekçi:Annenin her dediğini yap ama her dediğine inanma. Bunca yıldır şu var olduğumuz ekrana bir dokunan olmadı . Ekranın dışında bir dünya olduğu da sadece söylenti. Görmediğime inanmam ki!
Sual: Her dine, her inanca saygılı olmalı deniyor. Doğru mudur?
Akaid kitaplarında deniyor ki:
Tazim edilmesi emredilen bir şeyi tahkir etmek ve tahkir edilmesi emredilen bir şeyi tazim etmek küfürdür. (Birgivi vasiyetnamesi şerhi)
Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(İmanın temeli, Müslümanları yani Allah’ın dostlarını sevmek ve kâfirleri yani Allah’ın düşmanlarını, din düşmanlarını sevmemektir.) [İ.Ahmed]
Tahkir edilmesi ve buğz edilmesi emredilen bir şeye saygı göstermek, doğru olmaz. Saygı göstermek, onu yüceltmek anlamına gelir. Müslüman elbette kimseye kötülük etmez, kimseye zor ile kendi inancını kabul ettirmeye çalışmaz. Dost düşman, kimse ile münakaşa etmez. Herkese karşı güler yüzlü ve tatlı sözlü olur. Fakat, saygı göstermek ayrıdır, iyi geçinmek, kalbini incitmemek ayrıdır. Bu ikisini karıştırmamalıdır.
Devamını oku »
Sual: Allah Nerededir?
“Nerede?” sorusu, mekân tutan varlıklar için sorulabilir. Bunlar da maddî varlıklardır. Mekân madde olduğu gibi onda yer tutanlar da maddedirler. Mekânı ve maddeyi yaratan ve bir ismi Nur olan Allah hakkında böyle bir şey düşünülemez.. Kaldı ki, mahluklar içinde bile, mekânla kayıtlı olmayanlar vardır. Bunun en yakın misali kendi ruhumuzdur.
Organlarımızın yerleri, mekânları vardır. Bunun içindir ki, “Ciğer nerededir?” yahut, “Böbrek nerededir?” gibi sorular sorulabilir. Fakat, ruh ve onun latifeleri, duyguları hakkında bu tip sorular sorulamaz. Mesela, “Ruh nerededir, akıl nerede oturur, sevginin, korkunun, hafızanın mekânları nerelerdir?”şeklinde sorular soramıyoruz.
İnsan, maddî olan ve mekânla bağlı bulunan bedenini ölçü almak yerine, mekândan bir derece bağımsız olan, ruhlar alemini, melekleri ve tabiatta icra edilen kanunları düşünse böyle bir soruya yer kalmayacaktır.
İlk insan Hz. Adem’dir ve yine ilk insan peygamberdir. Dinin tarihi, insanlık tarihiyle başlar. “Allah indinde din, İslâm’dır.” (1) Allah’ın gönderdiği bütün dinlerde inanç sistemi aynıdır. Farklılık bazı ibadetlerde ve hükümlerdedir.
Peygamberler, hak dinin tebliğcileridir. Aynı görev, şimdi alimlerin omuzundadır. Her Müslüman, en azından temel İslami bilgileri öğrenmek zorundadır. İslamda “din adamı” değil, “alim’ kavramı vardır. Her Müslüman, dinin adamıdır.
Din, mukaddes değerler manzumesidir. Her insanın, dinden elde edeceği çok şeyler vardır. Mesela, dinin esasını teşkil eden inanç sistemi, bizi metafizik aleme muhatap eder. İbadetler, Allah’a karşı görevlerimizi bildirir. Haram-helal, hayatımıza istikrar kazandırır. İslami şeair (alametler), örfümüzü meydana getirir. Şeaire hürmet, kalpteki takvanın alametidir. (2)
Dini eğitimin yapılması, vicdanlara müdahale anlamına gelmez. Kişi dinin esaslarını bildikten sonra, dindar olup olmamakta hürdür. Zira, “Dinde zorlama yoktur.” (3) Fakat, “Ben Müslümanım.” diyenler için, dini birtakım müeyyidelerin olması ise, kaçınılmazdır. Mesela, dışarıdaki bir genç, “Neden okulun derslerine gelmiyorsun?” diye hesaba çekilemez. Ama, öğrenci olanlar derslere gelmezse, hesap vermek zorundadırlar. Devamını oku »
Ben bir MÜSLÜMAN’IM ELHAMDÜLİLLAH
Rabbim………… :ALLAH (Celle Celaluhu)
Dinim…………… :İSLAM
Kitabım………… :KUR�AN-I KERİM
Peygamberim… :Hz. MUHAMMED MUSTAFA (Sallellahu teala aleyhi ve sellem)
Amelde HANEFİ mezhebindenim.
S 1: Din neye denir?
C 1: Din:Akıl sahibi insanları kendi istekleri ile dünya ve ahirette iyiliğe ve mutluluğa ulaştıran ilahi bir kanundur.
S 2: İslâm dininin gayesi nedir ?
C 2: İslâm dininin gayesi: Hükümlerine uygun hareket edenlere dünya ve ahiret saadetini kazandırmaktır.
S 3: İmanı tarif edermisiniz ?
C 3: İman: Peygamber Efendimizin Allah’ü Teâlâ tarafından getirmiş olduğu hususların doğruluğuna kalb ile inanmak
ve bunu dil ile söylemektir.
Devamını oku »
Soru: İslam’ın ırkçılığa bakışı nasıldır?
Irkçılığı men eden âyet-i kerime:
“Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve sizi millet millet, kabile kabile yaptık ki, tanışıp kaynaşasınız. Allah katında en şerefliniz Ondan en çok korkanınızdır.”
(Hucurat suresi, 13)
Aynı surede şöyle buyulur:
“Ancak müminler birbirinin kardeşidirler. Öyle ise, kardeşlerinizin aralarını ıslah edin.”
Devamını oku »